Ne kadar yıpranmış olurlarsa o kadar yaşlıydılar benim için ya da o kadar yorgun.
En son yolculuğumda yaşlanmaktan değil ama yorgunluktan, çalışmaktan eskimiş, üşümüş eller tuttum.
Gördüğüm en güzel gözlerin sahibi, çekingen ve masum Şanlıurfa' lı çocuklardı dün tanıştıklarım.
Hikayeye başladığımız yerde üşüdüğümüzü hatırlıyorum ve sonra kavurmalı yumurtayı, ardından da narlı kaymaklı balı...
Sonra içleri müthiş sevimlilikte botlarla, montlarla ve oyuncaklarla dolu koliler geliyor gözümün önüne,
hayalini bile kurmadığım büyüklükte bir gönüllülük organizasyonun emeğiyle dolup taşmış koliler.
Bunları emek emek açıp yerleşirmek, sürpriz sınıfları hazırlamak, tarifsiz...
Merdivende bizi üşüten soğuğa çorapsız ayağıyla ve terlikleriyle inadına direnen bir çift yeşil göz geliyor sonra aklıma.
Ve bizim yardım çabamıza emeğini katan minik,yorgun eller...
Ertesi günün hızlı sabah kahvaltısı, okula geliş, okul bahçesinde etrafta hiç çocuk göremeyişimize rağmen camların ardından bile duyulabilen hoşgeldin ve sevinç çığlıkları.
Bu gözlerini yaşartıyor insanın.
Ve en çok da rengarenk montları doldurduğumuz sınıfın kapısından giren ilk minik ellerin sahibinin adı beni vuruyor yüreğimden.
Gülçin.
Adaşımı görünce o kadar seviniyorum ki, ilk heyecanla 4-5 kişi etrafına toplandığımız güzel gözlü kızımız korkuyor bizden belki de .
Aşı korkusu, yabancı bir dolu insan, neye uğradıklarını anlayamıyorlar 1-2 dakika.
Hatta dilini bile anlamadıkları bir grup topluluk heyecan ve panikle onlarla konuşmaya çalışıyor.
Çok üşüyen miniklerin ellerini önce sobada ısıtıp sonra ilgileniyoruz onlarla ve yeni hediyeleriyle.
Renkleri gösterip seçimlerini sunuyoruz onlara ve sırtlarını, ayaklarını soğuktan koruyacak hediyeler veriyoruz.
Sonra şaşkınlıkla yönlerini bulmaları için başka ablalar, abiler yol gösteriyor onlara.
Belki de ilk kez seçme şansları oluyor ve belki de ilk kez bugün üşemeden gidiyorlar okula.
Lastik ayakkabıları, terlikleri ve yırtık çorapları ellerindeki poşetlerinde duruyor 4 sınıf arasındaki yolculukları sırasında.
Katıksız katmer ya da bazlama kokulu beslenme çantaları da yanlarında elbet.
Yurdumun hiç gitmediğim bir şehrinde, sadece hikayelerde olduğunu sandığımız uzak , taşlı yollarında uzun yol katettiğimiz ve sonunda
duvarında "Kitapsız büyüyen çocuk, susuz büyüyen ağaca benzer." yazılı, pamuktan yeni dönen ve
okumak için büyük çaba sarfeden çocukların hikayesine tanık oldum.
Yorulduk galiba bu hikayeyi yaratırken, ve belki üşüsek bile inatla üşümedik onların gösterdiği fedakarlığı göstermeyi deneyip.
Ama inanın zordu...
Turkcell Gönüllüleri olarak büyük bir yolculuğa çıktık geçtiğimiz pazar, en güzel gözlü, en soğuk ellere,ayaklara sahip çocuklarımızı tanıdık.
Emek verenlerin, gönüllüğe katkısı bulunan herkesin yolculuğuydu bence bu ve birşeyler yapmanın gerekliliğinin kanıtı...
Bu benim gönüllülerle ilk yolculuğumdu, daima yanlarında olma çabamı artıracak ilk yolculuğum.
El ele verip müthiş bir çabanın içerisinde bulunduğum tüm arkadaşlarıma, tüm Turkcell Gönüllülerine, ben ve Gülçin adına teşekkürler...

